Şehir merkezlerinin genişlemesi ve bu eğilimin sürmesi, toplu taşıma odaklı bir planlama gerektiriyor. Özellikle raylı sistemler, trafikteki yoğunluğu azaltmak, karbon emisyonlarını düşürmek ve maliyet etkinliği sağlamak bakımından öne çıkıyor. Jeostratejik gelişmelerin demir yolu ağlarına olan etkisi, deniz yoluyla taşımacılığın da değişkenlik gösterebileceğini gösterirken alternatif rotalar arayışında demiryolları önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Ayrıca daha düşük karbonlu yük ve yolcu taşımacılığında raylı sistemlerin sunduğu avantajlar, sürdürülebilir bir ulaşım vizyonunun merkezine yerleşiyor.
Dünyada küresel demiryolu ağının 1,3 milyon kilometreyi aştığı görüldüğünde, ABD en geniş ağa sahip ülke olarak öne çıkarken onu Rusya, Çin, Hindistan, Kanada, Almanya, Fransa ve Japonya takip ediyor. Maliyet, hız ve güvenilirlik gibi etkenler nedeniyle demir yolu taşımacılığı büyüyor; yolcu ve yük talebi arttıkça sektörün büyümesi de ivme kazanıyor. 2030’ların başında küresel pazarın 500 milyar doları aşması beklenirken, çevreci avantajlar ve yenilenebilir enerji entegrasyonunun katkısı bu büyümeyi destekliyor. Yeşil ulaşım hedefleri doğrultusunda raylı sistemler, elektrikli üretim ve enerji verimliliğiyle emisyonları azaltmaya yardımcı oluyor. Ayrıca yüksek hızlı demiryolu projeleri ile yolcu ve yük taşımacılığında yatırım iştahı artıyor.
Türkiye için raylı sistemler, ulusal ulaştırma stratejisinin kilit taşıdır 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı kapsamında demiryolu ağının genişletilmesi, yüksek hızlı tren bağlantılarının sayısının artırılması ve yük taşımacılığında demiryolunun payının yükseltilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, karayolu yolcu ve yük taşıma payını dengelemek için de raylı çözümlerin ön planda olmasını gerektiriyor. Türkiye’de kent içi raylı sistem ağı şu anda yaklaşık 1.058 kilometreye ulaştı ve orta vadede 1.500 kilometre hedefine doğru ilerleniyor.
Üretimde yerliliğin artırılması hedefi Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığının 12’nci Kalkınma Planı doğrultusunda, raylı sistem araçları için Türkiye’nin talebine göre uzun vadeli öngörüler belirlendi. 2035’e kadar 81 yüksek hızlı tren/ YHT, 77 elektrikli tren seti, 992 dizel ve elektrikli lokomotif, 27 bin 713 yük vagonu, 2 bin 474 metro ve hafif metro aracı ile 359 tramvay gereksinimi öngörülüyor. Bu rakamlar yaklaşık 20 milyar euro maliyetle ilişkilendirilirken, yerli üretimle ithalat bağımlılığının azaltılması ana hedef olarak konumlanıyor. Tasarım ve üretimde yerliliğin artırılması, milli elektrikli tren projeleri ve şehir içi metro/tramvay araçlarındaki dışa bağımlılığın düşürülmesini de kapsıyor.
Entegrasyona odaklı gerçek güç Raylı sistemlerin başarılı olması, sadece hattın uzunluğu ya da hızıyla sınırlı değil; farklı ulaşım modlarıyla entegrasyonun sorunsuz işlemesiyle de ilgilidir. Metrodan tramvaya, otobüsten bisiklete geçişlerin kolaylaştırılması ve dijital çözümlerin (biletleme, mobil uygulamalar, veri paylaşımı) kullanılması, ulaşım zincirinin verimliliğini artırır. Türkiye’de bu alanda gelişmeler sürüyor, ancak geniş ölçekli dijital entegrasyon ve uzun vadeli finansman modellerinin da içselleştirilmesi gerekiyor.
Kaynak: Vargı Ekonomi Haberleri