Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesi için Avrupalı müttefikler tek bir öncelikli amaçla geliyor: ABD Başkanı Donald Trump ile savunma harcamaları ve İran konusundaki farklılıkların doğurabileceği gerilimi asgariye indirmek. Bloomberg’in Avrupa’dan sorumlu Kıdemli Jeoekonomi Analisti Antonio Barroso’nun değerlendirmesi, zirvenin temel sorununu Avrupa’nın savunma sorumluluğunu kendi ülkelerine devretme niyetinin netleşipleşmeyeceğiyle ilişkilendirdiğini belirtiyor. Bir Krizin Önlenmesi başlığı altında Barroso, son günlerde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Trump’ı Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaya ikna etmek amacıyla sürdürdüğü çabaları işaret ediyor.
İran konusunda, ABD’nin müttefiklerle birlikte kalıcı bir ateşkes durumunda Hürmüz Boğazı’nın açık kalması yönünde Fransa-İngiltere koordinasyonunu sürdürmeyi hedeflediğini aktaran Barroso’ya göre, Rutte’nin savunma harcamalarını güçlendirme mesajı, hâlihazırdaki krizin önüne geçmeyi ve ABD’nin askeri varlıklarını Avrupa’dan daha koordineli bir şekilde çekme ihtimalini azaltmayı amaçlıyor. Ayrıca G-7 zirvesinden çıkan olumlu tonun ardından Trump’ın Ukrayna konusundaki baskısını Moskova üzerinde sürdürmesini isteyen Avrupalı müttefikler, bu sürece yönelik baskıyı sürdürüyor.
Savunma Harcamaları mı, Kapasite mi? Rutte’nin Avrupa hükümetlerinin savunma bütçelerini artırma konusunda gösterdiği ilerleme, bazı ülkelerin hedeflediği GSYH’nin %3,5’lik temel oranın tümüyle yakalanmasının mümkün olmadığını gösteriyor; %5’lik genel hedefin ise pek olası görünmediğini vurguluyor. Ancak Rutte’nin amacı, ABD’yi mevcut savunma yükümlülüklerini hafifletmeye yönelik yeniden yapılandırmalara ikna etmekten çok, Avrupa’daki savunma harcamalarının ABD için de fayda doğurduğunu göstermektir. Bu yaklaşım, özellikle bazı yatırımların ABD firmalarına yönlendirilmesiyle sonuçlanan gerilimi de beraberinde getiriyor. Avrupa savunma girişimlerine ABD’nin katılımını sınırlayan politikalar ise zirvede yeni bir tartışma konusu olabilir.
Güçlendirilmiş Bir Savunma Stratejisi mi, Yoksa Zayıflayan Kapasite mi? Barroso, Washington’ı sakinleştirmek amacıyla Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD şirketleriyle ortak üretim arayışında olduğunu belirtiyor ve bunun, ABD’nin son kararlarının yarattığı kapasite boşluklarını kapatmaya yönelik bir adım olduğunu ifade ediyor. Bu adımlar arasında ABD askerlerini geri çekme planları ve Almanya’ya Tomahawk gezin füzelerinin konuşlandırılmasının durdurulması gibi kararlar da yer alıyor. Avrupalı NATO üyelerinin ise, bazı önemli silah sistemlerinin Avrupa’da bulunmaması halinde güvenlik kaybına uğrayabileceklerini düşündüklerini vurguluyor. Washington’un Avrupa’daki askeri varlığı konusunda yürüttüğü altı aylık bir inceleme süreci de, Avrupa’da azaltmaya yönelik kararları tetikleyebilir ve bu durum bölgenin Rusya karşısında caydırıcılığını tehdit edebilir.
Kapasite Sorunu: Hız ve Teslimat Zirvede, savunma harcamaları üzerinden yürütülen tartışmanın, asıl meseleyi gölgede bıraktığına dikkat çekiliyor. Analizler, ABD’nin NATO’ya ilişkin yaklaşımını yeniden şekillendirerek konvansiyonel savunmanın temel sorumluluğunu Avrupalı müttefiklere devretmesi durumunda, Avrupa’nın kendi savunması için gerekli askeri yetenekleri nasıl üreteceğini görmek gerektiğini öne sürüyor. İlk sorun, hızla karşımıza çıkıyor: ABD’nin konuşlandırmalarını ve varlık tercihlerine ilişkin öngörülebilir olmayan kararları sürdürmesi durumunda Avrupa, kritik kabiliyet açıklarını hızla kapatmak zorunda kalabilir. İkinci zorluk ise uygulama aşamasında kendini gösteriyor: Artan savunma harcamaları bazı sözleşmelere yansırken, Avrupa’nın savunma sanayisi hâlihazırda parçalı bir yapı sergiliyor. FCAS gibi büyük ortak projeler, ulusal önceliklerin gölgesinde kaldığı için uzun vadeli hedefler karşısında zorluklar yaşatıyor.
Gözlemler, var olan kapasite sorunlarına dikkat çekerek, zirve sonrası süreçte ortaya çıkabilecek potansiyel riskleri de işaret ediyor. Tüm bunlar, Avrupa’nın savunma kabiliyetlerini güçlendirme yönündeki kararlılık ile ABD’nin stratejik tercihleri arasında bir denge kurulması gerektiğini gösteriyor. Ekonomi Haberleri